Issız Adam
Pazartesi akşamı sevgilim, nişanlım, müstakbel karım Hava ile birlikte, Çağan Irmak‘ın son filmi Issız Adam‘ı izlemeye gittik.
Hemen söyleyeyim… Filmi çok sevdik.
İzlerken bir başyapıt görmek için çabalamadım, illa ki olumsuz eleştiriler yapabilmek için her bir sahnesinde açıklarını ve senaryo boşluklarını yakalamaya da çalışmadım.
Sahaflardaki tozlu kitap ve eski plak kokusunu almamı, küçük ve şık bir restorandaki leziz yemeklerin tadına bakabilmiş kadar olmamı, eski ve güzel şarkıların naif melodilerini duyarak nostaljik bir rüya yaşamamı sağladığı için sevdim ben Issız Adam’ı. Herşeyden önemlisiyse “sahip olduklarının kıymetini bilmenin” ne kadar önemli olduğunu vurguladığı, bunu da hissettirerek, sözcüklere dökerek, acıtarak, üzerek yaptığı için…
Filmi izlerken, yer yer oyunculuklar zayıflamış da olsa gördüğünüz şeyin rol kesmekten ziyade, nefes alan, yaşayan, sevinen, üzülen, isyan eden, hayatın içinden insanların yaşanmışlıkları olduğunu kabul etmeniz hiç de zor değil. Bu nedenle ben Alper ile Ada‘nın hikayesine inandım, kimleri bu tür filmlerin “duygu sömürüsü” üzerinden prim yapmak için çekildiğini söylese de, sonunda bir iki damla gözyaşının yanaklarımdan süzülüp gitmesine engel olmadım. Filmin bana, ağlayan sevgilime sarılıp gözyaşlarını silme, yanında olduğumu, bundan sonra da birbirimize ait olmaya devam edeceğimizi söyleme olanağını verdiğini de inkar edemem.
Sonlara doğru Alper’in uyumaya hazırlanan annesine, yatağının başında durarak ”Anne… Çok zor be anne” demesi ve annesinin zor olanın ne olduğunu üzgün ve ısrarlı bir şekilde sormasına rağmen ağzından sadece bu sözcüklerin çıkmasını boğazım düğümlenerek izledim. Acıttı, çünkü an gelip acılarınızı ve sıkıntılarınızı paylaşamaz noktaya geldiğinizde tam olarak böyle hissediyorsunuz işte… Rahatlamak için normal hayatınızda başkalarının sizinle bağdaştıramayacağı şeyler yapmaya, bu şeyleri yaparak boşalıp sakinleşmeye çalışırsınız bazen.
Bu yıl izlediğim en başarılı Türk filmi olan ve içinde hüzün, mutluluk, coşku, sevgi, yabancılaşma ve aşk barındıran bir aşk hikayesini, Issız Adam’ı görmenizi öneririm.













Kemal Ersin
dedi ki,
Kasım 13, 2008 @ 15:13
Bu yazıyı yazdıktan sonra Reha Muhtar’ın Issız Adam eleştirisini okudum.
Reha Bey, kadını iyi yorumlayıp iyi anlatmasına rağmen erkeği, yani Alper karakterini yeteri kadar derinlikli ele almadığı, bir de üzerine süresi uzun olduğu için filmi ve yönetmeni Çağan Irmak’ı yerden yere vuruyor.
Bir kere, kendisinin tanımladığı “arızalı erkekleri” arızalı hale getiren tek tip bir sorunun varlığından bahsedemeyiz, bu nedenle Çağan Irmak’ın Alper’in “arızasının” nedeni açıklamak yerine bunu içinde bulunduğu derin yalnızlık duygusuyla bağdaştırmaya çalışması yeterli görünüyor. Bu sayede filmi izleyen ve tüketirken tükenmenin ne demek olduğunu bilen, anlayan erkekler -ki sanırım Reha Muhtar onlardan biri değil-, arızalıları da dahil olmak üzere, sorunları ne olursa olsun kolaylıkla kendini Alper’in yerine koyabilir.
Kemal Ersin Yılmaz » Blog Arşivi » Şarkılar, Bana Yalan Söylediler… dedi ki,
Kasım 13, 2008 @ 15:49
[...] Adam filmi hakkında yazarken, filmin nasıl sahaflardaki eski plakların kokusunu duyumsattığını, eski ve güzel [...]